Sevgi kavramı çalışılan sorunların hemen hepsinde kilit önemde karşımıza çıkan bir olgu. "Beni kimse sevmiyor" algısı, "sevilmeye çok ihtiyacım var" düşüncesi kişinin kendini güvende hissetmemesine, yapayalnız ve korunmasız kaldığı inancını pekiştirmesine yol açan daha önemlisi değersizlik hissini derinleştiren bir temel duygu.  Oysa sevilme ihtiyacı, fiilin çağrıştırdığının aksine, karşı tarafla yani başkalarıyla ilgili bir vaziyet değil,  olumlu ya da olumsuz neticelenmesi tamamen kişinin kendisiyle ilgili olan bir durum.  Sevgi ihtiyacımız eğer kendimizi sevmiyorsak hiçbir zaman karşılanamaz. Kendisinden memnun olmayan kendisiyle barışık olmayan kişi bir başkasının sevgisini de hissedemez hatta kendisini sevmeyen başka insanları da sevemez.  Bu durumda meselenin nirengi noktasını şu soruyla  tayin etmek gerekiyor: "Nasıl oluyor da insan, kendini sevmekten vazgeçiyor?"

        İnsanın kendisiyle ilgili olumsuz yargıları ve duyguları  sosyalizasyon sürecinde ebeveynin ve yakın çevresinin davranışları ile şekillenir. Bu olumsuz etkili davranışlar daha çok talep ve fayda beklentili edimlerdir. " Ancak şöyle davranırsan iyi çocuk olursun,  şunu başaramazsan kimsenin yüzüne bakamazsın" vb. kalıplarla yinelenen bu beklentiler, yetersizlik, beceriksizlik, istenmeme, kolaylıkla terk edilebileceğine inanma hislerini besler. Bu hisler de kalp sıkışması, bitmeyen boşluk duygusu, mide kasılmaları, boyun sertleşmeleri  gibi fiziksel tepkilerle kendini sürekli olarak dışa vurur. Böylelikle insanın kendisiyle ilgili negatif inançları ne kadar fazlaysa kendini sevmeme potansiyeli  ve bunun getirdiği sorunlar da  o kadar fazla olur. 

     Kendimizi sevebilmek için inançlarımızın ve hislerimizin yeniden yapılandırılması birinci şarttır. İçimizde bu hisler ve inançlar varken kendimizi sevmemiz ve kendimizle barışmamız imkansızdır.  "Beni kimse sevmiyor, sevilmeye çok ihtiyacım var" diyerek bana gelen dolayısıyla kendini sevme sorunu yaşayan danışanlarımla öncelikle negatif inanç ve hislerden arınma çalışmasıyapılması gerekir. Kişi bu hislerden arındığında kendisiyle barışmaya ve kendisini sevmeye çok yakınlaşır.  Arınma aşamasının ardından af aşaması geliyor ki bu da sevgiye giden yolun ikinci önemli basamağı. Kişinin öncelikle kendini affetmesi, kendisine atfettiği suçları keşfedip onların aslında suç yahut kusur olmadığıyla yüzleşmesi sevgiye giden yolların kapılarını açmasını sağlıyor.  Sonrasında sevilmeye layık bir insan olduğuna içtenlikle inanması karşılaştığı sorunlarla başetmesinde anahtar rol oynuyor.

 

* Yukarıda bahsedilen yöntemler kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Her danışanda aynı sonuca ulaşma garantisi verilemez.