İnsanın insanla temas halinde olduğu her yerde kalp kırıklıkları, küskünlükler ve affedilmesi zor yaralayıcı davranışlar da kaçınılmaz olarak vardır. Hayatımızın her evresinde bu türden davranışlarla karşılaşırız.   Karşımızdakilerden beklediğimiz, umduğumuz sevgiyi,  asgari nezaketi görememek kızgınlığımızı, öfkemizi besler. Bu öfke kızgınlık büyüdükçe  muhatabımızı   affetmemiz o kadar zorlaşır.  Bir zaman sonra taşınması güç bir yük halini alır.  Affetmek bu yükten kurtulmanın tek yoludur.  Bununla birlikte,  her ne kadar kutsal kitaplar affetmenin yücelik, büyüklük, bilgelik olduğunu söylese de  bu her zaman zikredildiği kadar kolay bir eylem değildir. 

      Affetmek olumsuz duygulardan özellikle de öfkeden arınarak ulaşacağımız yeni bir duygu durumudur. Sevgi ve af  aynı olmasa da birbirine yakın frekanslarda duygulardır. Öfke hissi sevilmiyormuşuz gibi bir algı yaratır çoğu zaman ve bu algıdan beslenir. Bu yolculukta karşılaşabileceğimiz zorluklar ve bunlara karşı nasıl bir yol izleyebileceğimize kısaca değinelim:
Öncelikle olaylara tarafsız bir bakış açısıyla bakabilmek atacağımız ilk önemli adımdır.  Şunu bilmeliyiz ki her kötü olayın içinde bir de iyi yön vardır.  Her zaman kötüyü arama alışkanlığı içindeysek haliyle sürekli kötü hissederiz ve her daim mutsuz oluruz. Hep iyiyi ararsak da bazı gerçekleri gözden kaçırabiliriz. Sürekli pesimist ya da  sürekli optimist olmak olup biteni objektif olarak değerlendirmemizi engeller. Her durum içinde daima iyi ve kötü yönleri birlikte barındırır. Bazen iyi taraf baskın bazen de kötü yön baskın olabilir.  Duyguyu boşalttıktan, olup bitene tarafsız yaklaşabildikten sonra yaşadığımız  kötü olayların içindeki iyi tarafı daha kolay buluruz. Bu da affetme yolculuğumuzu hızlandırır.
       Affedilmesi söz konusu olan anne baba, öğretmen, çocukluk arkadaşı gibi geçmişimizde derin travmalara neden olmuş insanlarsa aradan geçen uzun zaman karşımıza şöyle bir problem çıkarır: Akıl  istese bile adım atmakta güçlük  çekeriz, eyleme geçmek söz konusu olduğunda kilitlenir kalırız. Burada akıl olarak istememize rağmen bunun gerçekleşememesinin sebebi affetmeyi isteyen olarak yetişkin olmamızdır. Oysa bizi yaralayan olayları yaşadığımızda  küçüktük, incinmiş, korunmasız bir çocuktuk. Yetişkin halimizin çocukluk yıllarındaki olaylara bakışı farklı olabilir. Bu nedenle geçmişteki bir yaşanmışlığa odaklandığımız zaman o yaştaki çocuğun hisleri ile çalışmak esastır.  Bu hem olup biteni doğru kavramamızı sağlayacak hem de sahici bir affı ve gerçek bir rahatlamayı beraberinde getirecektir. 
Çoğu zaman bilinçaltındaki kendimizle ilgili oluşturduğumuz algılar olayları bize olduğundan daha farklı hissettirebilir.   Birikmiş duygular kendimizi kötü hissetmemize, olanları olduğundan çok daha kötü şekilde hatırlamamıza neden olur.  Bu olumsuz duyguların boşalması iyi hissetmemizi ve muhakememizin  dinginleşmesini  sağlar. 
Önümüzdeki engellerden biri de sürekli yargılayıcı bir tutum içinde olmamızdır. Süreklilik ve takıntılı bir eleştirme, yargılama alışkanlığı bedende fizyolojik hastalıklara bile sebebiyet verebilir.  Her şeyden önemlisi sürekli yargılamak ve eleştirmek insanın hata yapabilen bir varlık olduğu gerçeğini bize unutturur. Bu noktada affetme iyileştirici etki yapar ve gerçeklik duygumuzu güçlendirir.
          Geçmişte bize ne yapılmış olursa olsun bunun aslında bizimle bir ilgisi yoktur. Biz neysek o'yuzdur.  Bu bağlamda karşımızdakinin  niyetinin ne olup olmadığı da affı etkilememelidir. Kötü niyetli olsa da biz yine ne isek o’yuzdur. O bizi aşağılamaya çalışsa da biz yine ne isek o’yuzdur. Bu bakış açısına gelinmesi affetmeyi kolaylaştıracaktır.  Biz de başkaları hakkında ne düşünürsek düşünelim o kişi değişmez. Neyse odur.
Affetmiş gibi hissetsek de içimizde hala kızgınlık varsa af tam olarak gerçekleşmemiş demektir. Akıl olarak affetme ile bunu hissetme bir arada olmayabilir. Bu yüzden öfkeleri temizlemeye devam etmeliyiz.
        Af bir duygu durumudur. Hatayı haksızlığı onaylamak değildir. Biz affetsek de hatalar haksızlıklar aynen kalacaktır. Haksızlık yapmak hata yapmak yapan kişiye ait bir durumdur. Öfkemiz hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Affetmek haksızlıkları yok saymak değildir. Bize haksızlık yapan kişinin bize yeniden haksızlık yapmasına, incitmesine izin vermek değildir. Sıkışmış duygu yaşam enerjisinin akmasını engeller, bizi olumsuz sıkışmış hislerden kurtarır, yaşam enerjimizi yeniden harekete geçirir, yaşama sevincini doyasıya hissetmemizi sağlar. Bu yönüyle affetmek kendimize vereceğimiz en güzel hediyedir. Bunun farkında olmak da eyleme geçmeyi kolaylaştırır. Biliriz ki  meselemiz olanı değiştirmek, bir şeylerin bedelini ödetmek değil, başkasının hatasını sırtımızda bir yük olarak taşımaktan kurtulmaktır.
Affetmek geçmişten artık etkilenmemek demektir. Af ile bağışlama kelimeleri birbirlerine sıklıkla karıştırılır. Bağışlama hoş görme demektir. Ama affetmek yanlışı hoş görmeden öfkenin, kızgınlığının yükünden kurtulmaktır.  Sadece kendimiz için yaptığımız bir şeydir. Karşımızdakini ilgilendiren bir eylem değildir. Bize haksızlığı yapanı anlamaya, hoş görmeye çalışmak duyguyu sıkıştırmaktan başka bir işe yaramaz. Affetmek cezayı bağışlamak değil ceza verici olmaktan vazgeçmek demektir.
      Harekete geçmek için muhatabın pişmanlık duymasını, özür dilemesini ya da acı çekmesini beklememek gerekir. O kişi ölmüş olsa bile  onu içtenlikle affetmediğimiz sürece, yaşanılan şeylerin ağırlığı ve yarattığı kızgınlık ile öfke olduğu gibi durur. Bu nedenle de  affetmek altını daha da önce de çizdiğimiz gibi sadece kişinin kendisiyle ilgilidir.
       

 

* Yukarıda bahsedilen yöntemler kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Her danışanda aynı sonuca ulaşma garantisi verilemez.